Dünya’nın en iyi fotoğrafçılarından: Ara Güler

Almanya’nın çok az fotoğrafçıya verdiği Master of Leica unvanını kendisine vermesi, İngiltere’de yayımlanmış Photography Annual Anthology‘de dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısı arasında gösterilmesi ve hatta 2000 yılında da Fransa’nın en yüksek dereceli sivil nişanı olan Légion d’honneur’e layık görülmesi gibi dünya çapında da birçok defa onurlandırıldı. İşte Ara Gülerin Hayat hikayesi.

Ülkemizin gazetecilik tarihinin gördüğü en büyük foto muhabirlerinden olan Güler, belki de hakkındaki bu “muhabirlerinden” ibaresi yerine sadece “muhabiri” de diyebileceğimiz ölçüde üst düzey bir kariyere sahip oldu: Adını hem yurt içinde hem de yurt dışında devasa kitlelere duyurmayı başardı. Ülkemiz sınırları içinde, özellikle İstanbul’u renkli ve renksiz şekillerde fotoğraflayarak inanılmaz estetik eserler üretti.

16 Ağustos 1928’de İstanbul’da doğdu. Lisedeyken film stüdyolarında sinemacılığın her dalında çalışırken Muhsin Ertuğrul’un Tiyatro Kurslarına devam etti; çünkü yönetmen veya oyun yazarı olmak istiyordu.

1950’de Yeni İstanbul Gazetesi‘nde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne devam etti. 1958’de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto-muhabirliği görevlerini üstlendi. 1954’de Hayat Dergisi‘nde fotoğraf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı. 1953’de Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajansı’na katıldı ve İngiltere’de yayımlanan “Photography Annual Antalojisi” onu dünyanın en iyi 7 fotoğrafçısından biri olarak tanımladı. Aynı yıl ASMP’ye (Amerikan Dergi Fotoğrafçıları Derneği) tek Türk üye olarak kabul edildi.

İstanbul’da özel bir hastanede tedavi gören fotoğrafçı, 90 yaşında 17 Ekim 2018’de hayatını kaybetti. Fotoğraf sanatına ömrünü adayan Güler, arkasında yüzlerce eser bıraktı. 

Fotoğraf dünyasının çok önemli yayınlarında fotoğrafları kullanıldı, kendisinden bahsedildi. ABD’de, Almanya’da, Paris’te çeşitli sergiler açtı. Bu arada, Bertrand Russell, Winston Churchill, Arnold Toynbee, Picasso, Salvador Dali gibi birçok ünlünün fotoğrafını çekti, röportajlar yaptı.

Ara Güler’in objektifinden…

Güler’in ikonik oyuncu Sophia Loren’i fotoğraflaması, o dönem için gerçekten çok büyük bir haberdi. Bu hikayeyi anlatırken değindiği üzere “Muhabirimiz Ara Güler Sophia Loren’in yatak odasında!” diye ülkemizde afiş bile olmuş. Aslında olayın özü ise şöyle: Cannes Festivali sırasında otelde asansöre beraber binmeleri sonrasında kendisini onun odasında bulmuş. Loren de yorgunmuş ve ayakkabılarını çıkarıp yatağın üstüne oturmuş. Güler de onun bu doğal halini çok beğenip fotoğrafını çekmiş.

Efsane yönetmen Alfred Hitchcock’u ayaklarını ön plana alarak fotoğraflamak isteyen Güler’in anlattığı üzere, Hitchcock da rejisör olduğu için fotoğraf işinden -haliyle- oldukça iyi anlıyormuş ve bu yüzden de sabah 11’de başladıkları çekim anca akşam 5’te bitmiş. İlk başta birbirlerine kızsalar da çekim ilerledikçe birbirlerine alışıp şakalaşmışlar.

Resmin sürrealist dahisi Salvador Dali de Ara Güler’in sihirli ellerinin dokunduğu ünlü isimlerden biri: Güler’in kendi ağzından ifade ettiği üzere, “…Dali’nin Paris’te oteline gittim, 101 numarada kalıyormuş. Kapısını açtım, bana bakıyor; “Niye benim fotoğrafımı çekmek istiyorsun?” dedi. “Çok meşhursun da onun için.” dedim. “Benim dakikam 25 bin dolardır.” dedi. “Güzel ama ben bir dakikada fotoğraf çekemem ki!” dedim. Beni tuttuğu gibi dışarı attı. O akşam bir Yahudi arkadaşımla yemeğe gittim. “Dali beni dışarı attı.” dedim, “O benim vaftiz babam.” dedi. “Ama sen Yahudi’sin o Hıristiyan nasıl olur?” dedim. “Sen karışma.” dedi, gitti konuştu. Ertesi sabah saat 11’de gittik. Dali bana bakıyor ben ona. “Senin fotoğrafını çekmeliyim. Adamakıllı bir fotoğrafın yok.” dedim. “Kimse yokken gel.” dedi. Ertesi gün saat onda gittim, üç gazeteci daha geldi. “Hani benden başka kimse olmayacaktı.” dedim. “Dur ben onları hemen salarım.” dedi. Elinde de gümüş saplı bir baston var. “Bilin bakalım, ziftin formülü nedir?” dedi. Kimse bilemedi. Formülü kafadan attı. “Benim adım Salvador Dali, bu bastonu ziftin içine sokar çıkarırım. Beş kuruşluk baston olur 50 bin dolar. Sen bunu yaparsan deli derler. Şimdi dediğimden ne anladınsa git onu yaz.” dedi. Üçünü birden toplayıp dışarı attı. O fotoğrafları o gün çektim”.

Ara Güler‘in en ünlü fotoğrafı: “Picasso’yu çekene kadar neler çektim.” Cannes Film Festivali’ni izlemeye gönderilen Ara Güler, kapıda fotoğraf çeker. Birden herkesin yere düştüğünü, lambaların devrildiğini görür. Biri geliyordu ama kimdi? ‘Çelimsiz, küçük boylu, sıradan bir adam geliyordu. Bu adam Picasso’ydu’der. Picasso’nun sadece 2 kare fotoğrafını çekmiştir. Picasso’nun kitabının yapılacağını duyunca yayın evine gider. ‘Ben de sizinle gelip günlük yaşamını çekeyim’ der. Böylece Picasso’yla buluşma gerçekleştirir.

Bununla birlikte, Picasso’nun çoğunlukla fotoğrafçılara poz vermemesi ile bilinmesi de göz önüne alındığında bu çekimlerin değeri bir kez daha farklı bir anlam kazanıyor.

Ara Güler’in belki de en ünlü eserlerinden olan efsane ressam Pablo Picasso fotoğrafı ise gerçekten oldukça özel bir çalışma olur. Güler, anlattığı üzere ressamın 90. yaş günü için yayımlanan Picasso Metamorphose et unite adlı kitap için onunla röportaj yapmış ve aynı zamanda Güler’e ona özel şöyle ufak bir kara kalem portresi de çizip hediye etmiş

Dünyanın en ünlü ressamı korka korka gittiği dişçi dönüşünde Ara ile buluşur ve “Sen Fransız ressam Cezanne’a benziyorsun. Dur senin bir resmini çizeyim” der. Ara donar kalır. Picasso onu çizer. Altına da imzasını atar. Ara Güler, “Türkiye’de bir adet orijinal Picasso var, o da benim evde.” der.

Dönemin Hindistan’ının ünlü siyasetçilerinden Indira Gandhi ile röportaj yapıp onun fotoğrafını çektikten sonra ertesi gün gazetelerde Gandhi’nin tutuklandığını görmüş.

Usta oyuncu Dustin Hoffman’ı ise çekmek için ise New York’taki ofisine giden Güler, onu gazete kağıdı serdiği masasında üzerinde peynir-ekmek yerken bulmuş! Ayrıca o röportajdan 2 yıl sonra ise gazeteci Leyla Umar ile karşılaşan Hoffman, Güler ile malum bir “burun” muhabbetine girdiklerini hatırlatıp ona selam söylemiş.

Ara Güler, Charlie Chaplin‘in de fotoğrafını çekecekti ama vazgeçti… Ara Güler, hayranı olduğu Charlie Chaplin’in fotoğraflarını da çekmek ister: “Chaplin benim dünyamı kuran, bana vizyonu veren, hayata bakmayı öğreten adam… O zamanlar İsviçre’de bir şatoda yaşıyordu. Karısı da Amerikalı ünlü yazar Eugene O’Neill’in kızı Oona’ydı. Bunların şatosunun önünde 3 gün, kar kıyamet demeden fotoğraf çekmek için bekledim. Sonunda Oona donmamdan korkup, ‘Konuşursan konuş, ama resim çekme’ dedi. Adam yürüyen iskemlede, felçli resimlerini çektirip akıllarda böyle bir imaj bırakmak istemiyordu. Çünkü o da benim gibi elimdeki fotoğraf makinesinin acımasız olduğunu biliyordu. Pire gibi dolanarak dünyanın en cevval tipini yaratmış Charlie Chaplin’i felçli halde çekmek bana yakışmazdı, o nedenle onun fotoğrafını fırsat bulduğum halde çekmedim.”

Ayrıca, Winston Churchill, Bertrand Russell, Orson Welles ve daha birçok dünyaca ünlü ikonik ismi fotoğraflayan Ara Güler’in kendisi de şüphesiz ki ülkemizden çıkan en büyük figürlerden biri. 

Ara Güler’in fotoğraflarının büyük bir bölümü Fransa, ABD ve Almanya’da çeşitli müzelerde sergilenmektedir. Fotoğraflarında Leica makinasını kullanmıştır ve fotoğrafın sanat dalı olmadığını düşünmektedir.

Ödülleri

1979 Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Birincilik Ödülü (foto muhabirliği dalında)
2000 Fransa Légion d’honneur nişanı
2004 Yıldız Üniversitesi fahri doktora unvanı
2005 Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü
2008 İstanbul Fotoğraflarıyla İstanbul Turizm Özel Ödülü[3]
2011 Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü

Kitapları

Fotoğraflar (Karacan Yayınları, 1980, İstanbul)
Ara Güler’in Sinemacıları (Hil Yayınları, 1989, İstanbul)
Sinan, Architect of Soliman the Magnificient (Editions Arthaud, 1992, Paris; Thames and Hudson,1992, Londra ve New York)
Living in Turkey (Albin Michel, 1993, Paris; Thames and Hudson, 1993, Londra ve New York; Archipelago Press, 1993, Singapur)
Eski İstanbul Anıları (Dünya Yayınları, 1994, İstanbul)
Bir Devir Böyle Geçti,Kalanlara Selam Olsun (Ana Yayıncılık, 1994, İstanbul)
Yitirilmiş Renkler (Dünya Yayıncılık, 1995, İstanbul)
Yüzlerinde Yeryüzü (Ana Yayıncılık,1995, İstanbul)
Ara Güler’e Saygı (YGS Yayınları 1998, İstanbul, Hamburg)
Babilden Sonra Yaşayacağız (Kısa hikâyeler, Aras Yayınevi, 1996, İstanbul)
İstanbul des Djinns (Fata Morgana, 2001, Montpellier, Fransa)
Yeryüzünde Yedi İz (Yapı Kredi Yayınları, 2002, İstanbul)
100 Yüz (Yapı Kredi Yayınları, 2003, İstanbul)
Retrospektif – 50 Yıl Fotojurnalizm (YGS Yayınları, 2004, İstanbul, Bremen)
Ara Güler (Antartist Yayınları, 2005, İstanbul)
Ara’dan Yetmişyedi Yıl Geçti (Fotografevi Yayınları, 2005, İstanbul)
Beyaz Güvercinli Adam (Fotografevi Yayınları, 2007, İstanbul);
Ara Güler (Hachette, 2007)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir