Türkiye’de en çok okunan kitaplar neler?

Yerli ya da yabancı yazarlar tarafından kaleme alınmış, Türkiye’de en çok okunan kitaplar listesi ile karşınızdayız.Çok satan kitaplar listesi sık sık değişse de klasikler genelde aynı kalır. Bazı kitaplar da var ki hem şimdiden modern klasikler arasında sayılır hem de çok satan listelerinden inmez. 

Fareler ve İnsanlar – John Steinbeck

Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small’un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; “En iyi planları farelerin ve insanların sıkça ters gider…”

Serenad – Zülfü Livaneli

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad‘da Zülfü Livaneli‘nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.

İçimizdeki Şeytan – Sabahattin Ali

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin en sevilen eserlerinden biridir. Psikolojik tahlilleri oldukça başarılı kullanmıştır. Romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın “kapana kısılmışlığını” gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, “insanın içindeki şeytan”a keskin bir bakış vardır.

Simyacı – Paulo Coelho

Simyacı, dünyaca ünlü Brezilyalı yazar Paulo Coelho‘nun üçüncü romanı. 1996 yılından bu yana Türkiye’de de çok okundu, çok sevildi, çok övüldü bu kitap. Bir büyük Doğu klasiği olan Mevlâ­nâ‘nın ünlü Mesnevî‘sinde yer alan bir küçük öyküden yola çıkarak yazılan bu roman, yüreğinde çocukluğunun çırpınışlarını taşıyan okurlar için bir “klasik” yapıt haline geldi.

Simyacı, İspanya’dan kalkıp Mısır piramitlerinin eteklerinde hazinesini aramaya giden Endülüslü çoban Santiago’nun masalsı yaşamının öyküsü. Ama aynı zamanda bir “nasihatnâ­me”; “Yazgına nasıl egemen olacaksın? Mutluluğunu nasıl kuracaksın?” gibi sorulara yanıt arayan bir yaşam ve ahlak kılavuzu. Mistik bir peri masalına benzeyen bu romanın, dünyanın dört bir yanında bunca sevilmesinin gizi, kuşkusuz bu kılavuzluk niteliğinden kaynaklanıyor. 

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu – Stefan Zweig

Stefan Zweig Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (Brief einer Unbekannten) adlı uzun öyküsünü 1920’li yılların ilk yarısında kaleme aldı. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu’nun kadın kahramanını sadece uzun bir mektubun yazarı olarak tanıyoruz. Kadının hayatı boyunca sevmiş olduğu erkek için kaleme aldığı bu mektubun “gönderen”inin adı yoktur. Mektubun başında tek bir hitap vardır: “Sana, beni asla tanımamış olan sana”. Kadın büyük tutkusunu hep bir “bilinmeyen” olarak, yani tek başına yaşamaya razıdır, bu aşk öyküsünde “taraflar” değil, sadece tek bir “taraf” vardır. Böylesine, gerçek anlamda aşk denilebilir mi? Zweig okurunu, bir kez daha, insan psikolojisinde eşine pek rastlanmayan bir yolculuğa davet ediyor. Bu yeni yolculuğun sonunda “mutlak aşk” kavramının şimdiye kadar bilinmeyen kıyılarına varmayı amaçlamış olması da bir ihtimal!

Satranç- Stefan Zweig

Stefan Zweig‘ın, 1942 yılında, Hitler iktidarından kaçarak sürgün hayatı yaşadığı Buenos Aires’te yayımladığı Satranç adlı romanı, hem yazarın intiharından önce bıraktığı bir veda mektubu hem de doğrudan Nazizm’i hedef aldığı tek kurmaca eseridir. New York’tan Buenos Aires’e yapılan bir gemi yolculuğunda, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, kendisi için beklenmedik bir rakip olan Dr. B. ile karşılaşır. İsimsiz bir amatör olan bu gizemli rakibin satrançla tanışmasının olağanüstü bir hikâyesi vardır. Bir Nazi kurbanı olan Dr. B., o kara günlerde sadece satranç sayesinde ayakta kalabilmiştir.

Milena’ya Mektuplar – Franz Kafka

Milena’ya Mektuplar; çeviriler ile başlayan, yaklaşık 2 yıl sürecek mektuplaşmalarla örülen ve sonunda kangren haline gelecek bir aşkın hikayesidir. Franz Kafka, Prag’da tanıştığı gazeteci Milena Jesenska’dan hikayelerini Çekçe’ye çevirmesini ister. Çevirilerdeki ustalık ve içtenlikten etkilenen Kafka, 1920 Nisan’ında Milena’ya bir mektup yollar. Mektuplaşmalar, zamanla yoğun bir aşka dönüşür. Ne var ki, zihinsel bir yolculuk olarak yaşanan bu aşk zamanla Kafka’nın ruhunda derin yaralar açar.

Sol Ayağım – Christy Brown

Christy Brown, beyin felcinin bir kurbanı olarak dünyaya geldi. Buna rağmen, yardıma muhtaç bu küçük bebek, İrlanda edebiyatının devleri arasında yerini alacak bir yazarın muhteşem hayal gücünü ve duyarlı zekâsını barındırmaktaydı. Bu, Christy Brown‘ın kendi hikâyesidir. Yazarın, sol ayak parmaklarıyla yazmayı, resim yapmayı ve daktilo kullanmayı öğrenmek için çocukluğunda gösterdiği mücadeleyi anlatmaktadır. Bu tarzda yazdığı diğer bir kitabı “Down All The Days” en çok satan kitaplar arasına girmiştir. Sol Ayağım; Christy Brown’ı Daniel Day-Lewis’in canlandırdığı, çok başarılı bir filme konu edinilmiştir.

Uçurtma Avcısı – Khaled Hosseini

Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları… Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı’nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü…

Suç ve Ceza – Fyodor Dostoyevski 

Yazarın ilk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski‘den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi.

Suç ve Ceza ilk kez 1866 yılında yayımlandı. O tarihten sonra da dünyanın gündeminden hiç düşmedi. Dostoyevski, “hiç aceleye gelmemesi” gerektiğini düşündüğü “yeni” bir karakter yakalamıştı. Rusya’yı, Rus halkını gözlemleyerek Raskolnikov‘u onların içinden çekip almıştı. Kitabın başkahramanı Rodion Romanoviç Raskolnikov ‘un kitabı okuyan kişilerin üzerinde bıraktığı etkilerden dolayı “Raskolnikov Sendromu” adında bir sendromu bile vardır. Öykü, tüm yönleriyle çürüdüğü açıkça görülen geleneksel iyilik algısının toplum tarafından nasıl “göz göre göre” korunduğunu anlatır. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı, insanlığa sorduğu can alıcı sorularla güncelliğini hiç yitirmeyen en büyük başyapıtlar arasında. 

Şeker Portakalı – Jose Mauro de Vasconcelos

Yazarlıkta karar kılıncaya kadar, boks antrenörlüğünden ressam ve heykeltıraşlara modellik yapmaya, muz plantasyonlarında hamallıktan gece kulüplerinde garsonluğa kadar çeşitli işlerde çalışan Jose Mauro de Vasconcelos‘un başyapıtı Şeker Portakalı, “günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü”dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelos’un çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zeze’nin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı “yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını” söyler.

Olasılıksız – Adam Fawer

Adam Fawer’in Olasılıksız romanı içinde tüm bu soruların ve benzeri soruların cevabını bulunduruyor. Hayatta şans yada olasılık olarak adlandırdığımız yaşanmışlıkları bilim, felsefe ve gerçeklik ile harmanlayıp size hayatı anlatıyor.

İnsanoğlunun hayata dair bir çok surusu vardır ve genelde cevaplar sürekli felsevi söylemlerde mevcuttur. Fakat hayatta açıklanamayan bir çok olasılık vardır. Düşündüğünüz insan ile birden bire karşılaşmanız, birilerinin şans oyunlarını kazanırken sizin kazanamamanız, birşey yaparken içinizden bir hissin size ne yapacağınızı söylemesi, arada sırada deja vu tarzında hissetmeniz ve buna anlam verememeniz, rüyanızda gördüğünüzü gerçek hayatta bire bir yaşamanız yada rüya mı gerçek mi diye karıştırmanız.

Hayvan Çiftliği – George Orwell

1940’lardaki ‘reel sosyalizm’in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında ‘yergi’ türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği‘nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin’i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da, bir diktatörlük ortamından olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı’dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.

Kürk Mantolu Madonna – Sabahattin Ali

Sabahattin Ali’nin bu eseri aslında yazarın toplumcu gerçekçi çizgisinden farklı; bireysel ve duygusal bir anlatım söz konusu. Yazarın bu eseri ekonomik kaygıyla yazdığı söyleniyor ama öyle de olsa usta bir kalemin ne kadar harikalar yaratabileceğini görüyoruz. En çok okunan kitaplar denince ilk akla gelen eser İngilizceye de çevrildi. Şimdiden filmi çekilirse Maria Puder’i kim oynar tartışmaları dönüyor.

Küçük Prens – Antoine de Saint-Exupéry

En çok okunan kitaplar arasında anlatım dilinin kolaylığı ve inceliğiyle rekor kırmış olan bu kitap, sizi Küçük Prens’in naif dünyasına taşıyor ve bir çocuk kitabından çok daha fazlası haline geliyor. Tekrar tekrar bakabileceğiniz bir başucu kitabı arıyorsanız o Küçük Prens olabilir. En çok satan kitaplar listelerinden de hiç düşmüyor.

1984 – George Orwell

George Orwell‘ın 1984 romanı, bize karanlık gelecek olasılıklarını anlatan distopya kitaplarında, en çok okunanlar listelerinin vazgeçilmezlerinden. Tek bir parti ve insanlara dayatılan bir yaşam tarzıyla başlayan, sisteme başkaldırıyla devam eden ve ilginç olaylara değinen eser bizi aynı zamanda “Büyük Birader” terimiyle de tanıştırdı.

Tutunamayanlar – Oğuz Atay

Tutunamayanlar, Türkiye’de en çok okunan kitaplar arasında elbetteki ilk sıralarda. Oldukça kalın olmasından dolayı sürekli okunamama esprilerine maruz kalsa da akıcı dili, kurgu ve biçim denemeleri sayesinde Türkiye’de en çok okunan kitaplar listesinin demirbaşlarından. Genel olarak küçük burjuva yaşantısını temel alıyor ve onların değerlerini iğneleyici bir üslupla kaleme alıyor.

Bülbülü Öldürmek – Harper Lee

En okunan kitaplar arasındaki en dokunaklı romanlardan biri olan Bülbülü Öldürmek, hem bir kızın babasıyla olan ilişkisini hem de çocuk gözünden ırkçılığı tatlı bir dille aktarıyor. Filmde baba Atticus’u karizmatik Gregory Peck oynuyor. Kitabı okuduktan sonra üstüne izleyebilirsiniz.

Yabancı – Albert Camus

Söz konusu Albert Camus olunca bütün kitapları okunası ve ufuk açısı ama en çok okunan kitaplar listelerinde rastladığımız kitabı Yabancı. Bir anti-kahraman olarak değerlendirebileceğimiz Meursault, bir cinayet işler ve varlığının anlamını sorgulamaya başlar. Okurun zihnini açan türden bir eser.

Dönüşüm – Franz Kafka

Türkiye’de en çok okunan kitaplar arasında olan ve piyasada çok sayıda çevirisi olan bir başka kitap da Dönüşüm. Giriş cümlesini okumuş veya sosyal medyada görmüş olma olasılığınız yüksek. “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” Peki, böceğe dönüştükten sonra neler yaşıyor? Okuyup görebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın